Ramazan ve Unutulmuş Değerlerimiz

İnsan ömründe kutlu anlar vardır. Hiç bir şeyle değişilmez o anlar.

Hayatımızda unutulmaz anlar. Sevdiklerimizle geçirdiğimiz güzel zamanlar. İsteklerimizin kabul olduğu ve muradımıza erdiğimiz anlar, değerli bir insanla yüzleştiğimiz anlar, kutsal bir mekana vardığımızda duyduğumuz haz anı, lezzetli bir yiyeceği tattığımız an, birinin bizi onurlandığı anlar…vs vs bunları çoğaltmak mümkündür.

Öyle anlar da var ki uzun uzadıya bir zaman dilimi içerir. Bu zamanın her anı kutsanmış ve bu sürede işlenen her hayır yüzlerce kat misli ile değerlendirilerek kişiye geri dönmekte. Tam tersi kötülükler de hoş karşılanmaz.

İşte bu mubarek vakitlerden biridir Ramazan.

Ramazan ayının gelişini haber veren üç aylardan itibaren bu Rahmet halkası genişler ve Ramazan ayında tüm cihani kuşatacak şekle gelir. Burada şunu belirtelim ki, İslam öncesi Araplar’da savaşların kesildiği ve festivaller, panayırlar, ticari münasebetlerin kurulurdu.   Bu aylar (Zilkâde, Zilhicce, Muharrem, Receb)’ı kutsal aylar olarak kabul etmişler ve Haram Aylar adıyla bilinen bu aylarda savaşlara son verilmiş, güzellikte birbirleriyle yarışır hale gelmişler. Ancak Kur’an-i Kerim’de bahsedilen ve Mübarek kabul edilen aylar ise Recep, Şaban ve Ramazan’dır. Bu ayları önemli kılan, o zamanlarda yaşanan hadiselerdir ki her birisi bir diğerinden daha değerlidir ki, en ulvîsi muhakkak ki, Kur’an-i Kerim’in indirildiği Ramazan ayındaki Kadir Gecesi’dir. “Bin aydan daha hayırlı”  bir gün olarak kabul edilen bu ayda dualar ve tevbeler kabul olur.

Rahmet ve bereketin kol gezdiği bu mübarek vakitlerde hep güzel olanı talep etmeli ve kendine istediğini komşuna, arkadaşına ve sevenlerine de istemeli..

Zira biz ne kadar çok talep edersek o kadar çok olur rahmet ve iyi niyet sinerjisi ortalıkta o kadar fazla dolanır ve herkesi kuşatır. İyi dilekler, güzel isteklerimizi bizi ve çevremizi kuşatması için iyi temennilerde bulunalım. İyi bakalım olaylara ve birbirimize iyilikle karşılık verelim, iyilikle muamele edelim, güler yüzle, tebessümle karşılayalım birbirimizi ve sevecen olalım olaylara karşı.

Bu yılki Ramazan teması olarak Diyanet İşleri Başkanlığı “Hiç kimse kimsesiz kalmasın” olarak açıkladı. Cuma hutbelerinde ve vaaz kürsülerinde bu konuya değinilecek bu ay boyunca yoksullar ve düşkünler gözetilmesi tavsiye edilecek ve özellikle Suriyeli Mültecilere yardım elinin uzatılması istenecek.

Modern çağın getirdiği yaşam biçiminin, teknolojilerin, şehir hayatının insanları yalnızlaştırdığı bir dönemde zayıflayan/kaybolan bu insanî hasletlerimizi tekrar kazanmak için aslında iyi bir fırsat. Cami cemaatinin dışına da bu ilişkilerin tekrar kazanılması için çabalamak gerekir. Okulda, kahvede, derneklerde, televizyonlardaki dizilere, sanatçıların demeçlerine, paparazi programlarına, tiyatromuza, sinemamıza temayı çaktırmadan ve ince işlenmesi ve insanların içine sindirilmesi lazım ki, kimsesizlere, düşkünlere ve yoksullara yardımcı olabilelim.

Sanal aleme dalarak yalnızlaşan insanlığı kurtarmak için, sanal alem edebiyatını bırakmak ve elimizdeki telefon veya tabletten başımızı kaldırıp çevremizle bir ilgilenmemiz gerekir. Biz bu sanal aleme daldıkça gün be gün bazı değerlerimiz de kaybolup gidiyor. En büyük kaybımız ise, sevgi ve saygı. Eskiden büyük birini görünce otobüste, minüste veya trenlerde kalkıp yer veriyorduk. Ancak şimdilerde bir büyüğü görünce kulaklığımızı takıyor elimizde tuttuğumuz sanal dünyaya dalıyoruz. Ya kulaklığımızla müzik dinleyerek uyuyor numarası ile pencereden dışarıya bakar gibi yapıyoruz. Sanal dünyaya daldıkça aramızdaki sıcak duyguları da kaybediyoruz. Bencilleşen bir toplum yerine paylaşımcılık açsından Ramazan sofraları çoi kişik önemlidir. Bir kişiye pişen aşın iki kişiye rahat yetebileceğine inanan bir dini terbiyenin nüfuz etmesi için iftarlarda insanları soframıza davet edelim. Ve unutmayalım ki iftarda ekmek bulamayan insanlar da olabilir. Ve bu ekmek bulamayanlar evsiz de olabilir. Nitekim sokaklarda bunların örneklerini bulmak mümkündür ki, o sahipsiz kalan insanlara da sahip olmak için elimizi uzatmak için Diyanet İşleri Başkanı’nın hatırlatmasına lüzum olmamalıydı aslında. Çünkü mensup olduğumuz din bunu emrediyor.

“Komşusu aç iken tok yatan bizden değildir.” anlayışının sahip olduğu dinimizin her kesimince tekrar düşünmeye, mezhepsel ve etniksel çarpışmaların dürtüklenerek kaşınan bir takım yaralarımızı kapatmaya vesile olmasını temenni ederim bu Ramazan-i Şerif’in…

 

 

Reklamlar

About ramazanbey

Şiir dünyasına uzanan yolda bir yürek savaşçısı
Bu yazı Yazılarım içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s