Bir Ağva Masalı…

1 Bir

Ağva, iki nehir arasındaki yerleşim yeri anlamına geliyormuş…

Ağva, Hititler, Frigler, Romalılar ve Osmanlılar gibi bir çok uygarlığın geçiş yeri olmuş bir belde. M.Ö. 7.yy. uzanan tarihin kalıntılarına Ağva’ ya bağlı civar köylerde rastlamak mümkün.. Kalemköy’ de Romalılara ait kilise kalıntıları ve mezar taşları, Hacıllı köyünde, 3.yy. sonu – 4.yy. başlarında bulunan Gürlek Mağarası, Hisar Tepe’ de bulunan kale kalıntısı, Sungurlu mahallesindeki dağ değirmeni önemli buluntulardır.

İzmit’in Çal Tepesi’nden doğup gelen Göksu ve Yeşilçay dereleri arasındaki deltaya kurulan bu şirin beldenin belki de en çekici yanı bu derelerin yemyeşil kıyıları. Oteller ve restoranlar buralara kurulmuş, yörenin tüm aktiviteleri bu kıyılarda gerçekleştiriliyor.

Her bakımdan şirin bir sahil kasabası Ağva…

Tur aracımız Ağva sahillerine yakın bir caddede duruyor. Araçtan inerek akşam belirlenen saatte buluşmak üzere ayrılıyoruz. Beraberimdeki arkadaşları sahile bırakıyorum. Günün birinci kısmında (öğleden önce) olduğumuz halde sahil dolu. Boş bir alan bulup eşyalarımızı kurduğumuz şemsiye altına yerleştirdikten sonra kendimi Karadeniz’in sert dalgalı serin sularına bırakıyorum. İki yıldır deniz görmemiş bir bedenin suyla temasından bir cızırtı çıkmasa da içimin ateşine bir nebze olsun hafifleme geldiğini hissediyorum.

Ağva’ya gelirken elimde getirdiğim olta ile plajdan ayrılıyor, dalgakıran olarak plajın önüne çekilen kayalıklara doğru uzanıyor, orada olta takımımı hazırlayıp şiddetli esen rüzgara karşı ‘Bismillah’ deyip fırlatıyorum. Oltamın kurşunu delice esen Karadeniz rüzgarları karşısında sağa-sola savrulup duruyor. Yarım saat kadar bu rüzgarla mücadele ettikten sonra, daha sakin olan çay tarafına geçiyorum. Yeşilçay’ın giriş kısmında rüzgar hafif estiğinden dalgaların şiddeti nizbeten az.. Daha rahat salıyorum oltamı. Bir müddet burada da şansımı demiyorum. Bir küçük balık yokluyor oltamı. Çekiyorum. Ama balığın benimle buluşmaya hiç niyeti yok gibi.. Sudan ayrılır ayrılmaz suyu çok özleyeceğini anladığından hemen zıplayarak kurtuluyor çengelimden ve gerisin geriye düşüyor geldiği sulara… Bir kaç deneme daha yapıyorum ama şidetlenen rüzgarın da etkisiyle misine ipim birbirine dolanıyor. İğnelerimin ucundaki simli tüyler birbirine dolanıyor. Hem de öyle birbirlerine dolanıyorlar ki, benim gibi usta(!) bir balıkçı bile ayırt edemezdi. Biraz uğraştıktan sonra, kol çantamdaki küçük meyve bıçağımı çıkarıp misinenin ucundan iğneleri koparıyorum. 50 gramlık kurşunumu misinenin ucundan alıp iğneleri atıyorum. Plaja, kardeşim ve arkadaşımın yanına gelip olta takımını bırakıyorum. Benle iddiaya girmişlerdi, balık tutsaydım; onlar sahilde yıkayıp mangal kuracaklar ve pişireceklerdi. Kardeşim, arkadaşı Levent ile birlikte gidip karpuz, peynir, salam ve bir kutu da yoğurt alıp geliyorlar. Sahilde kumların içinde oturup karpuz ekmek yemek bayağı zevkli oluyormuş.. Ama eğer oturduğunuz yer ve sofra olarak kullandığınız mekan fazla muhkem değilse kumlu karpuz yeme riskiniz de vardır demek… Mükellef bir plaj yemeğinden sonra bir kez daha denizin serin sularına girip üstümü kurulamadan, Ağva kasabasının çarşısını gezmek üzere oradan ayrılıyorum.

BAKIMSIZLIKTAN AĞLAYAN KASABA

Bir saat sürmeyen Ağva’daki balık macerama hiç olmazsa balıkçılarla geçirmek için çay kıyısında sahile yanaşık bekleyen motorlardaki tekne restaurantlarına gidiyorum. Balık pişirme olaylarını izliyorum. İki tekne ve bir sahil restauranttan balık mönüsü ile ilgili fiyatlar alıyorum. Tekne ve sahil restaurantlarından tekne turu yapan motorcularla görüşüyorum. Bu arada sık sık bastığım denklaşörüme son kere basarken pilin bittiğini ve makinamım otomotik olarak kapandığını farkedince hemen pilleri değiştirerek kasabanın içinden Yeşilçay’ın sularının akış yönünün tersine, ‘yukarı’ diye tabir edilen ters yöne doğru yürüyorum. Yol üstünde bir kahvehaneye uğrayıp tuvaletlerini kullanma için izin istiyorum.

Köyün çay kenarında uzanan evlerinin güzelliğini ve o muhteşem doğal ortamın çekiciliğini bozan tek şey çevre düzenlemesinin olmaması… Hali vakti yerinde olanların gelip siteler kurdukları Ağva’da maalesef bir çevre düzenlemesi ve bakım yok… Sokak araları genelikle stabilize ve kum.. Yer yer kazılar ve cadde boyunca uzanan ve tamamen terkedilmiş bir çalışma temposu..

Çay kenarında yürüme için mükkemel olan yol ve çevresinin bakımsızlığını çayın kenarında iskele kurmak için ağaç kabuklarını soyan ve uygun hale getirmek için dallarını ve budaklarını kesen iki gençle ayaküstü sohbet ediyorum. Belediye başkanının eski bir iktidar partili olduğunu öğreniyorum. Belki iktidardan olmadığından dolayı hizmet alamıyor diye düşünüyorum ama, kanaatimce sahile gelen o binlerce insandan plaja giriş ücreti olarak 1 TL bile alınırsa o köyün hiç bir çevre sorunu kalmazdı. Hem kaldı ki İBB’ nin ufak tefek çalışmaları da vardı burada…

“Bir Ağva Masalı” olarak adlandırdığım bu yazımı; gerçekte filmlere konu olan bu mekanın daha bakımlı ve temiz olmasını beklediğimi belirterek ve plajına gelen halkın da çevreye ve kullandıkları o mükemmel ince kuma ve o güzelim denize biraz daha dikkatlı kullanmalarını isteyerek bitirirken, ilgili ve yetkili zevatın biraz daha titiz çalışmalarıyla bu güzelim kasabanın vazgeçilmez bir tatil beldesi olması işten bile değil…

SİZE İNTERNETEN ALDIĞIM VE GERÇEKTEN AĞVA’NIN TABİİ GÜZELLİKLERİNİ ANLATAN BİR İKİ RESİMLE BİRLİKTE KENDİ ÇEKİMLERİM OLAN KARELERLE SİZİ BAŞBAŞA BIRAKIYORUM..

2 İki

Ağva’ya bir hafta arayla yine geliyoruz…

Geçen gelişimizde iki arabalık bir yolcumuz vardı. Ancak bir arabalık yolcumuz İPTAL geçince, arta kalan yolcuları bir araca transfer etmek zorunda kalmıştık. Bu yüzden geçen hafta geldiğimiz arabada bir iki kişi ayakta yolculuk yapmak zorunda kalmıştık. Bu hafta ise, geçen haftanın aksine arabamız boş sayılabilirdi. Başlangıçta tek araç ile yola çıkmak için bir organize yapılmıştı. Ancak sabahleyin arabanın yanında bir saat gecikmemize rağmen sebepsiz bir şekilde gelmeyen bir grup yüzünden eksik yolcuyla yola çıkmıştık. Turizmin cilvelerinden biri de bu olsa gerek.. Her zaman kar edilecek değildik ya… Bu sefer de zarar ediverelim ne olacaktı… Ama kusuru kendimizde görüyoruz. Her katılımcıdan ücretleri peşin almadığımız için bu tür sorunlarla karşılaşmak zorunda kalıyoruz.

Geçen haftanın aksine bu hafta arabadaki herkes bizden ayrılmayarak gurup halinde sahilde uygun bir yerde mekân ediniyoruz. Ağva’da geçen haftaki yağmurlu havanın aksine bu kez güneşli bir hava hakimdi. Ancak şiddetli bir şekilde gelen dalgalar, kıyılara yakın biriken sıcak sular ile açıklardaki soğuk suları karıştırdığından buz gibi soğuktu deniz. Denize doğru ilk hareket edenlerden biri oluyorum. Ama jilet gibi keskin bir soğuk su ile karşılaşınca ürperti geçiriyorum. Denizde bir müddet yürüdükten sonra tüm cesaretimi toplayarak kendimi o soğuk sulara atıyorum. Vücudum ıslanır ıslanmaz tekrar dışarı çıkıp bir an önce kıyıya çıkmak için çabalıyorum. Attığım her adımda bacağıma bir keskin cisim batıyor hissi uyanıyordu. Kıyıdaki bir aileye; “Buzdolabının fişini çekmeyi unutmuşlar.” diyorum. Gülüşüyoruz.

Suyun soğukluğunu kıyıdaki arkadaşlara da anlatıyorum. Kimi umursamadığından kimi de dinlemediğinden uyarım geçersiz bir hal alıyor. Uyarıma rağmen denize gidip hemen dönenler uyarımı doğrularcasına laflar ediyor.

Ağva’da gezilecek pek yer kalmadı diyorum kendi kendime…

Nereleri gezsem diyorum kendi kendime. Her seferinde hayranlıkla kıyısını gezdiğim Yeşilçay’ı hedef alarak yerimden kalkarken gruptan üç arkadaş da bana katılıyor.. Plajdan ayrıldıktan sonra, önce yol üstündeki çarşının girişinde bulunan sezonluk satış yerlerinden geçiyoruz. Bayanlar biraz takılara takılıyorlar.. Sonra benim rehberliğimde önce nehirdeki tekne turu yapanların yanına oradan Yeşilçay kıyılarında dolaşmak üzere köyün bir bölümünden geçerek yürüyoruz. Yolda çekilen fotoğraf karelerine şehrin perişan halleri kare kare yansırken, bu perişanlık yoldaşlarım tarafından da destekleniyor hayıflanıcı sözlerle..

Bir arkadaş yarı şaka, yarı ciddi “Gel Ağva’ya sen başkan ol, belki köyü güzelleştirirsin” diyor. Ben “Hayır politika ile işim olmaz. Bana seçimsiz mazbatayı verseler de ben kabul etmem” diyorum.

Kıyıda yürürken manzaraya hayran kalıyor herkes. Birkaç fotoğraf çektikten sonra çay kıyısından ayrılarak köy içine geliyoruz. Ağva çarşısında dolaşırken öğle ezanı okunuyor. Namaz kılmak isteyen bir arkadaşla birlikte camiye kadar gidiyoruz. Ağva merkezindeki modern bir cami olan AĞVA MERKEZ CAMİSİ’nde öğle namazı kılınıyor. Camiden sonra manava uğrayarak büyük bir karpuz seçiyorum ve bizi bekleyen gruba, sahile doğru yürüyoruz. Sahilde sofra hazırlığı olmadığından beklemek durumunda kalıyoruz. Alışverişin geri kalan kısmı için arkadaşlar markete gidiyorlar. Bu kez soframız çok zengin. Hanımlar çantalarından hamur işlerini çıkarınca zenginleşen sofrada birçok yiyecek artıyor.

PLAJDA DALGALANAN DEV BAYRAK VE ÇEVRE KİRLİLİĞİ

Yemek ve denizden sonra, Ağva’nın Göksu deresine doğru yürüyüşe geçiyoruz. Ağva plajına hakim bir tepede dalgalanan dev bayraktan yola çıkarak, ülkemizdeki bayrak asma şovenizmini konuşuyoruz. Bu konuda beyan ettiğim uç fikirlerime başlangıçta katılmasalar da konunun devamında gelen tamamlayıcı vurgular bana hak vermelerine neden oluyor. Bayrağın fazla gelişmemiş toplumumuzda başarısızlıkların ve ekonomik sıkıntıların örtbas edilmesine alet edildiği konusunda bana katılıyor herkes… Bu durumun bayrağa olan saygıyı azalttığını ve kimi balkon ve pencerelerde aylarca bekleyen bayrağın bir bez parçasına dönüştüğü konusunda hem fikir kaldık.

Göksu Deresi’nde muhteşem manzaralar yakalıyorum. İlk kez kendim de kamera karşısına geçiyorum. İyi bir fotoğraf yakalıyor Yünel. Ellerine sağlık..

Dönüş yolunda plajın büyüklüğünü ve kirliliğini konuşuyoruz. Sigara izmaritleri, muhtelif yiyecek artıkları, kuruyemiş kabukları, mangal külleri ve kuru ağaçlar kumsalda görülen başlıca kirlenme sebepleri arasında sayılırken, son zamanlarda artan köpek dolaştırma sevdası buraya kadar yansıması da işin bir diğer boyutu..

Sahilde görülen ve dikkatimizi çeken sadece çevre kirliliği değil elbette.. İnsanların oluşturdukları görüntü kirliliği de bir diğer mevzu. Plajda rastgele konan ve değişik renkler ve markaların amblemlerini taşıyan yüzlerce şemsiyeler de bir sorun bence.. Plajda bir keşmekeş ve curcuna havası estiren bu manzara daha önce belirttiğim gibi belediyece bu plaj alanına gireceklerden alınacak 1 lira gibi komik bir rakamla hem temizlik ve hem de ücretsiz olarak tek düzenli bir şemsiye ve şezlong hizmeti sunulabilirdi.

Bunları temenni etmek bir Ağva hayranı olan benim için umarım fazla görülmez..

İki yıldır hasret kaldığım denize soğuk olmasına rağmen bu hafta daha fazla giriyorum. ‘Doya doya girdim’ desem yerinde bir deyim kullanmış olurum. Ekibimizin iyi olması ve suda oynadığımız voleybol vb. toplu oyunlar da bunda etkili oluyor.

İkindi namazında camide eda edilen yolculuk namazından sonra bir mendirek (dalgakıran) gezisi yapıyoruz. Kayalıklara doğru bacaklarımızı salıp plajı boydan boya izlerken, plajdaki halkın büyük bir çoğunluğunun gittiğini ve bizimkilerin de toplandıklarını görüyoruz uzaktan. Kalkıp apar-topar geliyoruz arkadaşların yanına. Bu arada kol çantamı araştırdığım halde bulamadığım ve kaybolduğunu sandığım saatimi buluyorlar. Grubumuzdaki bayan arkadaşlardan Leyla’nın saati de kayıpmış.. Anons ediyorum. Arkadaşlar oturduğumuz çevredeki kumun içini incelemelerine rağmen bulamıyorlar. Leyla’nın bir de gözlüğü kaybolmuştu denizde. O şiddetli dalgalara rağmen keskin:) gözlerimle suyun altını taramış gözlüğünü görmüştük. Önce ben dalmıştım. Tam dalarken gelen dalga gözlüğü biraz daha ileri kaydırmıştı. Ben su üstüne çıkıp bir kez daha taramıştım gözlerimle denizi. Tekrar bulmuştum. Bu kez aramama yardımcı olan yabancı bir arkadaş dalıp çıkarmıştı gözlüğünü.

Uzun yolun geri dönüşü biraz daha sakin başlıyor. Güzel yaşanmış bir günün sonunda yolda birbirimizle daha samimiyiz gibi. Radyomuz çekmiyor. Teypte CD çalar yok. Mehmet kardeşimin hazırladığı o berbat parçaları dinleyemiyoruz, oh olsun. Teypte de kaset olarak ünlü bir ismin arabesk kasetini kimse dinlemek istemiyor. Zaman zaman şoför mahalindeki yerimden dönerek minibüsün kasasının içindekilere yöneliyor, fıkralar anlatıyor ve yol rehberliği yapıyorum. Daha önce hazırladığım anket ve müşteri tanıma formunu dağıtıyor doldurmalarını rica ediyorum. Bazı homurdanmalar olsa da formlar yarım yamalak dolarak geliyor elime..

Bu kez ayılan, bayılan ve istifra eden olmadan turumuzu sağ ve salim bitiriyoruz.

Yolda gelirken grupla anlaşıyoruz. Gelen turumuzu Ağustos ayı içinde planlayıp Kapadokya veya Çanakkale olarak belirliyoruz.

İŞTE AĞVA FOTOĞRAFLARI >>>
NOT: RESİMLER KOLAY AÇILSIN DİYE KÜÇÜLTÜLDÜ. AĞVA PLAJI RESMİ ORJİNALDIR. TIKLANINCA AÇILAN RESMİ BİR DAHA TIKLAYARAK BÜYÜTEBİLİR VE MERCEKLE RESMİN ÜZERİNDE DOLAŞABİLİRSİNİZ.)

Reklamlar

About ramazanbey

Şiir dünyasına uzanan yolda bir yürek savaşçısı
Bu yazı Seyahatnâme içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

3 Responses to Bir Ağva Masalı…

  1. Cihan Sarıkaya dedi ki:

    Ağva.. Ağva. Bir zamanlar özlemle gittiğim Ağva, artık cazibesi kalmamış gibi geliyor bana nedense belki de eski güzelliğini kaybetmesindendir.
    Kim bilir.. 🙂

  2. ramazanbey dedi ki:

    Ağva hala aynı güzelliklerini koruyor Cihan Bey. Ancak bazen altın çamura batar, ama altın yine altındır…

  3. yünel dedi ki:

    Ramazan abi selamlar diyeyim ilk önce. Abi süpersin yaa. Hani çok güzel bir anlatımla yalnızlığa gömülen unutulmaya yüz tutmuş bu görkemli ifadelerinle Ağva’yı baska bir güzellikle seyretmemi sagladığın için valla çok sağol. Hersey anılarda güzel biliyorsun. Bence Ağva’yı güzelleştiren en önemli faktör Ramazan Abi’nin eşşiz bir uslupla bizlere sundugu güzel anlatımıdır. Öyle bir karpuz seçmiş ki:) Valla şu an olsa hepsini yerdim hani:)

    Sevgili Ramazan abi geç tanıştık ama bu demek değildir ki geç kaldık. Senin önderliğinde güzel gezilere turlara çıkmayı arzu ediyoruz. Ellerine agzına sağlık. Bu haftalık tesekkür ama bitmeyecek bu tesekkürler öyle görünüyor sanırım. Haa Cihan arkadasıma da söyle sesleniyorum: Kıskanma
    çok belli etmişsin:)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s