Ülküde Bir, Dilde Bir, Kaypaklıkta Bir

Bir millet diliyle vardır. Dilimiz bizim uygarlık olarak ne kadar geliştiğimizi belirler. Eğer ülke olarak sanayileşmişsek ve sanayide de tamamen özgürleşmiş veya başka ülkelere bağımlı kalmışsak bunu dilimizdeki yapıdan rahatlıkla anlayabiliriz. Dil bilimci olmaya lüzum olmaksızın siz de kendi kendinize basit bir test yapabilirsiniz. Evinizdeki elektrikli veya elektronik eşyaların adlarını hatırlamanız yeterli bunun için: televizyon, radyo, …makinesi, mikser vb vb..

Elhasıl dilimiz tamamen özgür olmadığımızı ve teknolojik olarak çok geride olduğumuzu, sadece taklit ve bazen de montajcı olduğumuzu ortaya çıkarmaktadır.

Dilimizi kullanırken farkına olmadan karakterimizi de ele veririz. “Neyse halin çıksın falın” deriz ya.. İnsan içindeki dünyayı diliyle anlatır. İçinde yaşadığınız çevrede eğer argo kelimeler revaçta ise, sizin ondan etkilenmemeniz mümkün değildir. Gece-gündüz bilgi ve teknoloji dünyası ile ilgilenen birinin dili ile sokaklarda boyacılık yapan çocuğun dili ayrıdır. Bilişimcinin dilinde ‘background’ kelimesi varken boyacı çocuğun da zulası vardır. Bilişimci netlik ayarıyla uğraşırken boyayı çocuk ise parlatma modunda…

Bulunduğumuz çevrenin ve uğraşı alanımızla alakalı dili günlük yaşantımıza mutlaka kullanmaya kalkışmamızdan dolayı zaman zaman kendimizi ifade edememe gibi bir durumla da karşılaşma olasılığı da var. ‘Hani nasıl derler ııı…’ diye zorlandığımız, kafamızdaki net ifadeyi karşımızdakinin anlayabileceği seviyeye indirgemede zorlandığımız olmuştur değil mi?

Kendimizi ifade edebilmenin zorluğunu görünce de arkadaş çevremizden ve akrabalarımızdan kopmuşluğumuz bundandır. Onlar hep düzeysizlikle ve anlaşamamakla suçlamışızdır.

***
Dil toplumun karakterini de ele vermektedir. Bir toplumun etik değerlerini diliyle ele geçirmek de mümkündür. Bu atasözlerinden, değimlerden ve bazı söz kalıplarından elde edilebilir. O söz guruplarından toplumun rengini az çok anlamak mümkündür.

Bizim de dilimizde birkaç söz var ki bizim ne derece adam kayırmacı bir ulus olduğumuzu ortaya koymaktadır.

Kapıdan giren birine “Ya biz de tam senden bahsediyorduk” deriz. Hâlbuki gündemde bile değildir gelen kişi. Ya da o kişiye olan sevgi ve muhabbetimize göre başka ifadeler de mevcuttur. Eğer içeri giren veya bulunduğumuz ortama dâhil olan kişi sevilen ve sayılan biri ise; “İyi adam lafı üstüne gelir.” diye memnuniyetimizi ifade ederiz. Gelen kişi meymenetsizin teki ise, “İti an, çomağı hazırla!” diye mırıldanmamız da işin başka bir yüzü. Bunu sesli olarak ifade edemiyoruz çünkü bunu ifade ederken karşıdakinden korkuyor veya ondan gelecek bela ve şerden korkuyoruzdur.

Korkumuzu, nefretimizi gizlemede başarılıyız. Karşımızdakine bunu ifade edemeyişimiz de millet olarak ne kadar içimize sindirildiğimizin ve korktuğumuzun bir emaresi olsa gerek. Dobra dobra konuşmayı unutmuşuz. Ekmek kaygısı, geçim kaygısı bunun bir nedeni olsa gerek.

Reklamlar

About ramazanbey

Şiir dünyasına uzanan yolda bir yürek savaşçısı
Bu yazı Yazılarım içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s