Emret Bakanım

Sıcak gündeme dair bu kadar laf sarfedilirken, bizim de iki söz etme zamanımız gelmiştir diye düşünüyorum. Aslında bunca şamata arasında bana söylenecek pek birşey bırakılmamışsa da, ülkenin tek meselesinin sanki Cumhurbaşkanlığı seçimi imiş gibi oraya endekslenmesi bence yanlış. Çok daha önemli meselelerin olduğuna inaniyor ve bunu bizzat yaşıyoruz.

Elbette Cumhurbaşkanlığı ülkenin en üst ve önemli bir makamı. Ancak icraat ve uygulama mekanizması açısından fazla faal bir makam olmadığı kesin. Eğer ülkemiz eyalet sistemi ile yönetiliyor olsaydı, o zaman bu makama daha aktif görevler düşmüş olacaktı. Aktif olan makamın hükümet olduğu konusunda hepimiz hemfikiriz sanırım.


İşlevleri açısından fazla aktif olmadığı halde, Cumhurbaşkanlığı konusunda “O olsun..” “Yok o olmasın, uzlaşalım.” diyerek fazlaca bir gürültü koparılıyor… Bütün bu gürültülere üçüncü şahısların da karışmasıyla özelliklerin ve tanımlamaların yapılması ve tüm bu siyasi tartışmalara basının da kışkırtıcı tavırları ile bol rokkalı ve sumaklı salatavari laf ebeliği yapılagelmektedir.. Ben de bu gürültüye çeşni olmamak için Cumhurbaşkanı’nın demokrasilerde çoğunluk ilkesine binaen, halka havale edilmiş şekliyle olması yanında rey kullanıyor, asıl meselemizin bu olmadığını belirtmek istiyorum..

Ülkemizin birinci meselesi nedir? Sorusuna verilecek cevap kişiye göre değişse de yüzdelik bakımında en büyük payın asayiş, ekonomi ve buna bağlı olarak işsizlik geldiği malum.. Tabii ki asayiş olayları ve dayalı olduğu türlü sebeplerin yanısıra ekonomik olaylar (alım gücü, yaşam düzeyi) ve işsizlik önemli bir meselemizdir. Ancak asıl ve en büyük gizli problemimizin eğitim, adalet ve sağlık olduğuna inanıyorum.

Bir ülkeyi ayakta tutan, olmazsa olmazlarını oluşturan sacayağın üç önemli koludur bu mekanizmalar.. Bir medeniyette eğitim, adalet ve sağlık sistemleri gelişmemişse bu medeniyet çökmeğe mahkumdur. Bu üç sistemden biri arızalanmışsa ülkede işler sekteye uğrar, karışıklıklar çıkar.

Bu üç mekanizma arasındada öncelikli olanların en başında gelen eğitimdir. Eğitilmemiş ve eğitimine önem verilmemiş bir toplumda adalet ve sağlık hizmetleri aranmaz. Cahil bırakılmış, toplum olma bilinci kazandırılmamış bir millet adil olmaz. Adil olmayan bir milletin adalet sistemi ve diğer hizmet sınıfları yavaş yavaş yozlaşır ve hakim olan kuvvetlerin egemenliğine girerek başkalaşmaya başlar.

TÜRKİYE’DE EĞİTİM, İSTANBUL’DA EĞİTİM

AB sürecinde ülkemizin eğitim durumu, gözümüzü diktiğimiz birliğin mensubu olan ülkelere nazaran içler acısı. Her yıl bir milyonu aşkın çocuğumuz hiçbir eğitim görmeden hayata atılıyor… Kızlarımızın %29’u okuma yazma şansına sahip olamıyor… Ülkemizde toplam işgücünün ancak %5’i üniversite mezunu..

Türkiye’deki eğitimin durumunu genel olarak bu bir kaç cümle ile gözönüne serdikten sonra, İstanbul’umuzun durumuna da bir kuşbakışı bakmak gerekir. Bu bakış bize ülkemizin genel tablosunu anlatmaya yeterli olacaktır sanırım.

Memleketinden çeşitli nedenlerle koparılıp İstanbul’da vahim şartlar içerisinde yaşamaya mahkum ve mecbur bırakılmış insanların eğitimsizlikleri ve manzaraları sayısal olarak hepinizce malum. Okul kapısından geçmemiş nice kadın ve kızımızın yanısıra mecburi eğitim çağında olup da iş ve aş peşinde olan bir buçuk milyon insan. Eğitmeninden mustahdemine kadar sorunlar içinde olan ve isteklere cevap veremeyen kurumlar… Altmış, yetmiş, seksen ve hatta doksan kişilik sınıflarda ders yapmak zorunda kalan, AB ve dünya standartlarında güdük bir maaşa talim ettirilmekle yetinmeyip aldıkarı üç kuruşluk ekderslerle habire oynanan eğitimcilerimiz…

Ülkemizin asıl gündemi eğitim efendim. Biz bu çağda eğitim sorunumuzu halledemezsek, geriye kalan sorunların temeline hergün yeni bir mayın yerleştirmiş olacağız..

Eğitimin gelişmesi, eğitim sistemini oluşturan temel unsurların hem birbiriyle hem de toplumun sosyal ve ekonomik koşullarıyla uyumu ölçüsünde başarı kazanacaktır. Bu başarıda kuşkusuz toplumdaki duyarlı ve bilinçli kesimlerin ve kuruluşların çağdaş eğitim için özenli ve ödünsüz çalışmalarının payı olacaktır.

Bu kurum ve kuruluşlar, sivil toplum örgütleri çalışırken devlet olarak bunlara yardımlarımızı esirgememeliyiz. Bence şimdiki gündemi “Cumhurbaşkanı kim olacak?”tan soyutlayıp kurulacak yeni kabinede “Milli Eğitim Bakanımız kim olacak?”a getirmeliyiz. Zira bu ismin eğitim camiasiyla barışık bir isim ve ehil bir sıfat taşıması lazım. Bedevinin eşeğini kaybettirip sonra buldurarak sevindirme misali, eğitimcinin sahip olduğu yetersiz meblağları ve hakları önce ellerinden alıp sonra seçim yatırımı olarak lütfen bir şeyler hediye etmemelidir.

“Sayın Bakanım, Emret Bakanım”ın yönetiminden ziyade, eğitimci örgütlerinin de içinde bulunduğu çağdaş bir yönetimi benimseyen bir bakan ve bu doğrultuda ülkede yeniden bir inkılap anlayışıyla, hiç bir klik ve cuntanın etkisinde kalmadan yetmiş küsür milyon insanı kucaklayan yeni bir eğitim anlayışıyla yeni bir hamle yapılmalı ve eğitim seferberliği açılmalıdır.

İnanıyorum ki nüfusunun %90-95’i eğitilmiş olan bir toplumda istihdam-üretim, ekonomik ve asayiş sorunu da kalmaz. İstikbali çok parlak olur.

Reklamlar

About ramazanbey

Şiir dünyasına uzanan yolda bir yürek savaşçısı
Bu yazı Günlük, Yazılarım içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s