Masal Tadındaki Zamanlar..

Çok eskiden demeyeceğim, bizim çocukluğumuzda, daha köylere siyah-beyaz televizyonlar gelmemişken köy evlerinde toplanırdık. Annelerimiz, ninelerimiz, dedelerimiz bize gece yarılarına dek süren destanlar, efsaneler ve cenknâmeler anlatır veya okurlardı. Biz onları zevkle dinlerken, onlar bize sürprizler yapar en heyecanlı yerinden kesiverirlerdi. “Haydi bakalım geç oldu, arkası yarın..” dediklerinde “yarın”ı iple çekerdik. Anlatılanların kahramanlarını düşünür dururduk gece boyunca. Rüyalarımıza girer, onlarla birlikte mücadele ederdik, kötü insanları hep yenerdik. Aşık olurduk birlikte masalın güzel kızına. Bu kız bazen padişahın kızı, bazen de çok zalim birinin kızı oluverirdi. Ona aşık olan da fakir bir köylü çocuğu ve genellikle yetim kalmış, ihtiyar anasıyla yaşardı. İmkansızlıklar içinde, çok güçlü düşmanlarla mücadele ederdik. hemen hemen bütün erkeklerde durum buydu. Kızlarımız da kendilerini, o uğruna savaşılan kızın yerine koyuyorlar mıydı bilmiyorum.

0718.gif

Gel zaman, git zaman. İnsanlar yavaş yavaş modern yaşama geçtiler. Önceleri radyo girmeye başladı köylere ve güzelim masalların anlatıldığı evlere. Radyo yine belirli saatlerde kapanmayı bildi ve evimizin en güzide köşesindeki yerinde durdu hep. Sabahları kahvaltı yapmadan önce yedi otuz haberleri için radyoyu açardık. Ama en çok da yediyi on geçe başlayan masal saatini dinlerdik. Adını hatırlayamadığım o sunucunun müthiş anlatışıyla ne heyecanlar yaşardık bir bilseniz. Ertesi günün sabahını iple çekerdik. Her gün on haberlerinden sonra başlayan “Radyo Tiyatrosu” ve sabahçı öğrenciler için öğlen; öğlenci öğrenciler içinse sabah saatlerinde yayınlanan “Çocuk Radyosu”nu da kaçırmazdık. Ama radyo gerektiğinde susmasını bilen ağırbaşlı bir insan edâsıyla yaşamını sürdürdü bizimle. O da gece yarılarına kadar süren sohbetlere, eğlencelere ve masal toplantılarımıza bizim gibi sessizce katıldı. Onu hep sevip saydık.

Gelin-görün ki, radyonun bu saltanatı kuşaklar boyu sürmedi. Köylere çok yavaş da olsa televizyon girmeye başladı. Televizyonlar bildiğiniz gibi renkli yayın yapmıyordu. Ekran koruyucu camının durumuna göre renk veriyordu ama, koruyucu camı kaldırdığımızda da gözleri kamaştıran siyah ve beyaz renklerinden başka bir şey kalmazdı. Ama bu da bizim o güzelim masalarımızı çalmaya yetti de arttı bile. Evlerde masal sohbetleri için yapılan toplantılar yerini ekran karşısındaki sessiz bekleyişe bıraktı. Televizyonu olan evler azdı. Olanlar da tıklım tıklım dolduğundan çocuklara çoğu kez yer kalmaz, ayakta beklerlerdi. Ev sahipleri pek belli etmeseler de rahatsız oluyorlardı. Kasaba ve ilçe merkezlerinde oturanlar televizyon izlemek için televizyonlu kahvehanelere giderlerdi. Televizyon ilk zamanlar çok pahalı bir eşya olduğundan, öyle her kahvehanede bulunmazdı. Genellikle memur ve zengin kesimin gittiği lokallerde veya işlek semtlerdeki büyük kahvehanelerde bulunurdu. Oralarda oturduğunuzda beş on dakikada bir “çay…” diyerek gezip dolaşan garsonların imâlı bakışları adamı bezdirirdi canından. Ama sonradan televizyon üretimi çoğaldı; her kahvehaneye ve hemen hemen her eve girmeye başladı. Modernleşme daha da hızlanarak renkli yayın verilmeye başlandı ve bir zamanların satın alınamayan siyah-beyaz ekranları da nostalji olup hızla kayboldular piyasadan. Ama gelin görün ki televizyon, radyo gibi uslu durmadı köşesinde. Mıknatıs gibi insanları kendine çekti. İşten güçten, çiftten-çubuktan etti. Söz ve sohbeti en önemlisi de masallarımızı bitirdi.

Gördüğünüz gibi televizyonun yerlileşme süreciyle birlikte güzelim masallarımız da ortadan yok olup gitti. Şimdi Anadolu’da kaç köyde akşamları masal toplantıları yapılır ve geceler boyu süren masallar anlatılır bilmem ama, çocukların masallara ihtiyaçları var.

“Masal Masal Maskara” ile size küçükken dinlediğim kısa masallardan derlemeleri ve kurguladığım bazı masalları değişik bir söylemle aktarmaya çalıştım.

Umarım siz de masallarımızı beğenir ve apartman dairelerinde, bahçeli ve müstakil evlerinizde, Anadolu’nun ücra köylerinde geceleri televizyonları kapatıp masallar anlatır ve atalarımızın o güzelim geleneğini sürdürürsünüz. Bakın göreceksiniz masallarda ayrı bir tat ve ayrı bir heyecan var.

Gebze, Ağustos 2003

Reklamlar

About ramazanbey

Şiir dünyasına uzanan yolda bir yürek savaşçısı
Bu yazı Masallarım içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s