“Çeşmeler Yaptırdım Suyun İçmeye” ya da Gebze’de Çeşme Yok

Su medeniyettir. Su uygarlıktır. Suyla mamur olmuş kainat. Ve suyla bina edilir hayat. Suyun adına şiirler dizilmiş.

O sevgilinin yüzü suyu hürmetine adaklar adanmış.

Suyu kutsamamışız belki ama suyu aziz kılmışız. “Su gibi aziz ol” demişiz bize bir yudum su verenlere… Bir de gözlerimizden bir damla su akıtmışız ayrılığımızın hasretimizin acımızın ardından…

Suyu ölümsüzlük iksiri yapmış, dağlarda o ab-i hayatı aramış durmuşuz. Bulanımız yok o suyu ama, suyla yaşadığımızı öğrenmişiz. Şehirler yapmışız ortalarına çeşmeler kurmuşuz gelip geçenlerin içmeleri için.

Suya bu kadar alışık olan yüreğimizi serinletecek ve çatlayan dudaklarımıza, kuruyan dilimize bir damla su vermek için çarşı-pazar dolaşırken ancak bir büfeden bir şişe su almamız gerekecek. Uygarlığın sembolu olan suyu neden bir sokağın veya işlek bir caddenin başında kurulan bir ve şakır şakır akan bir çeşmeden lıkır lıkır içmeyelim ki. Hem benim param var, ya parası olmayanlar nasıl alsın o suyu büfeden. Haydi diyelim tüm insanlar aldı da içti suyunu. Peki ya evin, apartmanın, iş hanının çatısına yuva yapmış, ama susuzluktan kavrulup duran, gözlerini göğe çevirip bir damla rahmet bekleyen o üveyikler, serçeler, bir de sahipsiz kediler vardır, doğduğu günden bu yana annesinden ayrılıp yaşadığı evden atılmış, ya da annesiyle birlikte sokağa salıverilmiş kedi yavruları ve sahipsiz köpekler nereden içsin ki… Onların ne ceplerinde parası ne de kredi kartları var.

Atalarımız çeşme ve gözü aynı sözcükle betimlemişler: “Ayn”. Bu eş anlamlılık onların çeşmeleri şehirlerin gözü olarak algıladıklarından mıdır nedir?.. Gerçekten şehirlerin dikkati çeken yanı o şehrin su kültüründen almış olduğu nasipledir. “Yeşil Bursa” tabiri ağaca ve dolayısıyla onların yaşamalarına sebep olan suların önemine vurgu yapıyor gibi…

Evet çeşme yok Gebze’de. Tarihin gerilerine gidersek; Anibal (Haniball) gibi dünyaya meydan okumuş kahramanların, Fatih Sultan Mehmet gibi devir değiştiren sultanların uğrak mekanları ve hayata gözlerini yumdukları bu toprakları yeterince önemsemiyoruz demektir. Gebze’nin mimarı olarak kabul edilen Çoban Mustafa Paşa kulliyesini yaptırırken, bugün Gebze halkı tarafından işgal edilip çarşı yapılan (EskiÇarşı) vakfiyesinin sınırlarına bir hamam ve hamamın yanına da herkes faydalansın diye taştan ve bir evi andıran bir çeşme inşa etmiş. Maalesef bu çeşme günümüzde kısmen çalışıyor. Günün her saatinde başında bir çocuk, bir serçe görmeniz mümkün ama. Çeşmenin varlığından yararlanarak kocaman bir çınar yeşermiş ki, gölgesinde nice gariban oturup serinler ve çeşmesinden suyunu içip Rabbinden bir rızzık bekler.

Gebze’de şehirin bazı bölgelerine adını vermiş çeşmeler de var aslında. Arapçeşme, Köşklüçeşme ve Yumrukaya çeşmesi diye. Arapçeşme ve Köşklüçeşme Gebze’nin önemli iki mahallesine de ad olmuş aynı zamanda.. Ama bu iki çeşmenin yerine sadece isimleri kalmış. İsimleri bile yetmiş bir şehrin kaderini belirtmeye.. Yumrukaya Çeşmesi nasıl bir tarihsel uzantısı var bilmiyorum ama, halen halkın doğal içme suyu kaynağı ve yön bulmada yardımcı olan önemli bir mihenk noktası konumunda… “Yumrukaya mevkii” denilir sıklıkla. Gebzeliler arabalarıyla bu suyun başında saatlerce bekler, sırası gelince getirdiği bidonları doldurup arabasının arkasına koyar ve evine götürüp şifa niyetine ve gönül rahatlığıyla içer bunu… Ataların yadigarı çeşmemizi çeşme kültürümüzü ve en azından kurulu bulunan bu çeşmelerimizi bakalım ne kadar götürebileceğiz.

Bir de E-5 karayolu kenarında bir çeşme var ki hayırseverin biri yoldan gelip geçenler içsinler diye yapmış ki, ‘işte o ataların soyundan biri’ dedirtecek kadar zarif bir yapı olmasa da, en azından “Çeşme Kültürü” bakımından onların torunu olduğunu gösterecek bir şey… Ama adına “Yalız Çeşmesi” denilen bu çeşmenin de suyu kesilmiş efendim. Susuz bir çeşme şimdi “Yalız Çeşmesi” Bunu ilçe Belediye Başkanı’na soruyorum. Gerekçesi gayet komik.. Adamlar ticari bir isimle adlandırdıkları çeşmeye su sayacı koymadıklarından belediye onların suyunu kestirmiş… Ağlasak mı gülsek mi kabilinden bu cevap milletçe daha olgunlaşmadığımız ve kendimize olgun ve yetkin insanları yönetici olarak seçemediğimizin göstergesiydi bu aslında.

Bir susuz çeşme daha vardır efendim Gebze’de çamlık parkın içindeki o dökümden yapılmış, hoş desenli çeşme… yanına bir de çay ocağı kondurulmuş. Çeşmeden su içemeyenler çay içsin diye mi ne!.. Mahsus mu yapılmış bilmem ki tövbe tövbe ama, muslukları hep kuru… Aklıma başka şey de gelmiyor ki..

Gönül isterdi ki “Eski Çarşı”mızın başında ve sonunda, “Yeni Çarşı”nın ortalarında ve başlarında, “Cumapazarı”nın kurulduğu caddenin muhtelif yerlerinde, belediyenin önünde ve çevresinde nice çeşmeler kurulaydı ki şehrin isminin başına bunu remzeden sözcükler getirsinler, insanlar gelip geçerken suyundan içsinler, içsinler de serinlesinler ve buna sebep olanlara, bu çeşmeleri bina edenlere sessiz bir dua yollasınlar…

Bursa’da, Yalova’da çokça çeşme vardır. Hele Bursa’da kocaman bir çınar gördün mü altında muhakkak bir çeşme bulursunuz. Hatta çınarların gövdesinde bile çeşme oyulmuş. Ama bizde çınar kalmadı efendim. Akasyalarımız susuz büyüyor ya artık, çeşmelere de ihtiyacımız yoktur.

Bakalım biz kendimizden sonrakilere nasıl ağaçlar ve çeşmeler bırakacağız.

Reklamlar

About ramazanbey

Şiir dünyasına uzanan yolda bir yürek savaşçısı
Bu yazı Yazılarım içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s