Köyden Kopamamışlık Kültürü veya Şehri Korumak Adına

Minibüsteyim. Gebze – Harem hattının o bir türlü ıslah edilemeyen, külhanbeyi tavırlı sürücüleri ve son zamanlarda yankesicilerin dadandıkları minibüslerinden biriyle Kaynarca civarından İstanbul içlerine doğru ilerliyoruz. Kahkahamı koyuvermemek için kendimi zor tuttuğum iki olayı sizinle paylaşmak isterim. Üstgeçitteki satıcı tişörtlerini satmak için teşhir yeri olarak geçidin parmaklıklarını seçmişti. Arkamda oturan kadın heyecanla manzarayı kaçırmamak için alelacele yanındaki beyini dürterek: “Bak bak çamaşırlarını nasıl kurutuyorlar…” Bunu küçük harflerle konuşmuştu. Benden başka duyan olduğunu sanmıyorum. Dikiz aynasından arkamdakilere bakınca hal ü vaktinden belli ki Anadolu’dan yeni gelen bir kadındı.

*** Aynı arabadayız. Ayakta tıklım tıklım yolcu var. Yetmez biraz daha alması lazım bizim sürücünün. Adamın köşeyi, dönmesi lazım. Daha fazla pastırma yapması lazım. Yazın en kızgın güneşinin tepemizi kavurup suyumuzu çıkardığı aylardan birindeyiz, ‘bu zavallı insanların güneş altında beklememesi lazım’ değil mi? Tabi canım sürücü bey daha iyi bilir. O bizden daha çok insancıl. ‘Yağmurda bekletmek ayıp’, ‘Sabah sabah adam/kadın işine yetişmeli’, ‘Akşam iş dönüşü evine varmalı garipler’ derken arabanın içi pastırma gibi sıkış sıkış olur. Sıcakta her insanın teninden yükselen nahoş ter kokularıyla iğrenç derecedeki tiksindirici parfüm kokuları birbirine karışınca pencere yetmez tepedeki havalandırma bile açılır. zaman zaman arkalardan bir yaşlı teyze bağırır; ‘Oğlum şoför efendi, şu kapıyı biraz aç da üzerime fenalık geldi’ Kapı açık bazen yola devam edilir. Arabaya yeni binen orta yaşın üstünde üç beyden ikisi gelip üstümde dikiliyor, diğeri biraz önlere doğru kendini sıkıştırıp önündeki beye parayı vererek kaba bir Türkçeyle “Üç kişi” diyor kısaca. Parayı uzatmak için alan sordu: “Neresi?” Parayı veren, minibüsün çıkardığı canavarımsı sesten anlamamış olacak ki yine “üç kişi” dedi. Adam bu kez kızgınlıkla “Neresi amcabey?” diye sorunca üstümde dikilenlerden biri “Keresteciler” diye yardıma koştu. Parayı alan adam kızgınlıkla parayı sürücüye doğru uzatırken “Üç kereste” dedi.

Şehirli olmak için şehirde yaşamanın yetmediğini anlatan bu iki fıkra gibi olayı aynı arabada ve yaklaşık olarak yarım saat içinde yaşadım. Şehir kültürünü bilmeden şehre gelmiş ve üst geçidin ne amaçla yapıldığını bilmeyen ve satmak istediği tişörtleri üstgeçidin parmaklıklarına serip de satmak isteyen satıcı ile arkamda oturan kadının bir farkı olduğunu sanmıyorum. Trafiğin çok yoğun olduğu bir noktada üst geçide astığı giysilerden birinin rüzgardan veya ve kazara yola düştüğünü ve düşerken bir arabanın ön camına denk geleceğini varsayarsak ne tür bir kazanın olabileceğini tahayyül bile edememek bizim hala şehirli olamadığımız, köylü olarak geldiğimiz bu dev metropollerde köylü olarak öleceğimizin kanıtı. Bırakın şehirde yaşam kurallarını da daha insani olarak yaşam düzeyimizi bile ayarlayamayan milyonların köylerinden getirdikleri tavuklar, hindiler şehri bir kümese çevirirken, özellikle kurban bayramlarında  getirilen koyun, keçi ve büyük baş hayvanlarla da şehrin muhtelif semtlerini ahıra çevirmeyi başardılar. Keşke kurban bayramıyla sınırlı olsalar… Şehrin varoşlarında özellikle evinin bodrum katını ahıra çeviren kaç kişi var, bunun hesabını belediyeciler bile yapamaz.

Güzelim köylerimizi bırakıp “taşı toprağı altın” deyi düştük ‘şeher’ yollarına ve zaten derdi kendine yeten kentleri tamamen bir kördüğüm haline getirmeyi başardık. Biz geldik de öyle ‘altın-maltın’ da bulamadık velhasıl. Peki bulanlar yok mu dersiniz.. Bulanlar buldu canım. Halen de bulanlar var ama bize rastlamıyor nedense…

Şehir bir türlü alışamadığımız bir ortam. Köy de unutamadığımız özümüz. Şehri anlamaya ve şehri kurtarmaya kimsenin niyeti yok belli. Anadolu hızla çöle dönerken, sanayi pisliğinden boğulduğu halde her gün yeni yeni sanayi kuruluşlarının eklendiği şehirler cezbetmeye devam ediyor. Ve Anadolu halkı olarak varımızı yoğumuzu satıp şehir yollarına düşüyoruz. Şehre gelirken yanımızda, koyunumuzu, keçimizi ve ineğimizi de getiriyoruz. Malum şehir yeri, sütü yumurtayı satın almazsa, bir derme çatma gecekondu bulup kafasını sokmayı başardı mı gel keyfim gel. Şehrin düzeni bozulmuş, şehir pis pis kokmaya başlamışsa ne olacak.. Hoş ahır kokusu sanayi kokusundan daha kötü ve öldürücü değil ya…

Şehri korumak Aile Bakanlığı’nın benzeri ‘Şehir Bakanlığı’ kursak da bir fayda edeceğini sanmıyorum. Öncelikle yapılması gereken, Anadolu insanını bulunduğu yerde karınlarını doyurmak ve sosyal yaşam düzeylerini artırmak. Her köye bir fabrika kurulmasa da Büyükşehirlere yığılan bu sanayi kurumlarını sistematik bir şekilde iş ve aş aramaya koyulan insanların ayağına götürüp onları orada bekletmek en doğrusu. Şehri korumak için bu çözüm fert fert her insanı eğitmekten daha zor olmasa gerek.

 

Reklamlar

About ramazanbey

Şiir dünyasına uzanan yolda bir yürek savaşçısı
Bu yazı Yazılarım içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

1 Response to Köyden Kopamamışlık Kültürü veya Şehri Korumak Adına

  1. berrin dedi ki:

    İstanbul, az gelişmişliğimizi ne güzelde yansıtıyor. 50 haneli yerden gelen güzelim insanımız ne çabukta kirlenir. Dolmuşlara tıka basa insanları istifleyen şöför kardeş son yolcu olarak kendi eşini ya da kızkardeşini alırsa, işte o zaman ben umudumu kaybederim insanlarımdan. Koyunumuzu keçimizi de getireceğiz elbet. Binlerce yıllık özümüzü şehire gelince unutmayacağız sonuna kadar sağacağız onları. Olur ya birgün köye dönersek unutmayacağız toprağımızı tavuğumuzu ineklerimizi. Şehirler yıkılır toprak doyurur şehirleri.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s