Altı yüz yetmiş üçüncü yaprak
Biliyorum artık sular durulmuyor. Köprüler çok kirli sular akıttı altından. Zamana şairin yüreğinden kan bulaşınca geceler kör oluyor. Kör gecelerde güller karanlık tülbent bağlar. Kara bir gülün tülbentine bürünen yüreğim bülbülü olmuş zarı zarı ağlarken senin umurunda değildir bilirim yaprakların hesabını yapan şair.
Nadan bir kişi dua eder de kabul görürse Yaradan tarafından o mesut ve bahtiyar olur. Ben ne kabahat işledim ki ey kalem hep yüreğimden alırsın mürekebini? Hep içimi yakarsın. Hep kanımdan beslenirsin. Kağıtlar da kanmıyor canavar ve hunhar!
“Kaleme yemin olsun ki” ben yazdıkça destanlaşacaksın ey içimi terkedip gittiğini sanan yüreğimin neşesi… Gittiğini, beni terkettiğini sanıyorsun lakin sen her an içime içime saplanıyorsun. Daha derine daha derine batıyorsun. Yaktıkça yakıyor, yaktıkça yakıyorsun…