Altı yüz altmış üçüncü yaprak

Şehrinizin haritalarına bakıp duruyorum hasretle. Sen çıkacakmışsın gibi her an içinden..

Kıvrım kıvrım yolların ucu uçurumlara dayanıyor. Nice dağlar, ovalar aşıyorum sana gelmek için. Bazen bir uçağa binip yağmur yüklü bulutlara giriyorum. Sarsılıyorum her yolun sonunda seni görmeyince…

Saatlerce dalıyorum haritaya.. Köy köy, kasaba ve şehir kalmıyor ki seni orada hayal edip de aramayayım. Ama kağıt parçası yırtılıp kalıyor elimde. Hiç bir şehirden sen çıkmıyorsun.

Bu haller hep ve sık sık oluyor bana işte…

Takvimler hızla değişiyor, haritalarda sınırlar değişiyor ve yırtılıyor durmadan ama sen yine yoksun…

Yoksa sobaya attığım o eski haritanın içinde mi kaldın?