Sonsuz bir aşkı sorunsuz yaşamak mümkün olmadığından insanlar aşklarında hep acı duyar-lar. Acıdır aşkı kutsal kılan erdem. Aşkı çekici kılan gizem de o acı değil midir? Acısız aşklar ölüme mahkûmdur. Matlubunuza olan aşkınızın samimiyeti, onun uğruna çekeceğiniz acının oranı ile ilintilidir. Çok acı çekeceğinizi bildiniz halde ona tevessül ederseniz sizin aşk deryasından bir nebze olsun payınız var demektir.
Bin naz, bin minnet, bin cefa aşkı cazip kılarken, aşkın ana vatanı ve dorukları bulduğu yerse yürektir.
Yürekten sevmek, yürekten bağlanmak acıya olan tahammül ile ilişkilidir. Ne kadar çok acıya dayanılırsa o kadar güçlü olur aşklar.. Aşkın büyüklüğü çekilen acıların insanî vasatın üstüne çıktığı anlamına gelir. İnsan bedeninin ve beyninin kabul edemeyeceği boyutlar aşkın büyük bir yankı uyandırmasına sebep olabilir. Bu yaşanan drama insanlık tarihine altın harflerle yazılır, evrenselleşir. Başlangıçta bu aşk bir millete has olarak kabul edilse de zaman bu aşkı evrensel boyutlara taşır ve kültürler arasında kaynaşıp tüm dünyalıların ortak hikâyesi haline gelir. Her dilden insanlar o aşka yanar ve bir çift yürekten yanan aşk ateşi milyonlarca yüreği sarar.
Gündelik aşklarda bu acıyı duymak mümkün değildir. Zaten onlar sabun köpüğü gibi kısa ömürlü olurlar. Temelleri menfaat ve maddi çıkar üzerine kurulduğundan bu ilişkiler bittiğinden ayrılık sinyalleri verilmeye başlar. Kısa süren aşklarda, aşık olan maşuku için acı çekmek istememiştir demek.
Rengârenk kelebeklere duyduğumuz sevgi nasıl ki birkaç gün sürerse, çağımızın aşkları da bu kadar kısa sürer. Bu aşk muhatabını yüceltmez. Aksine basitleştirir. Cinselliğe dönüştürerek amacına ulaştıktan sonra eriyip biter. Kızgın kayaların üzerinde güneşe terk edilmiş bir katı margarinin eriyip biraz sonra buhar olup uçması gibidir.
Kısa ve gündelik bir acıdan beklenen de kısa ve şamatalı olmasıdır. Gerçek aşkta olmayan şamatanın daniskası yaşanır bu tür aşklarda. Şarkılar, feryatlar ayyuka çıkar tabiri caizse.. Bu aşkların ne denli kirli emeller için icra edildiği de maşuka kavuşmadan hemen sonra ortaya çıkar ki, asıl amacın aşk olmadığı böylece anlaşılmış olur. Aşkı kirleten bu tür unsurların gü-nümüzde sık sık karşımıza çıkması da aşk adına acınacak bir hal.
Ölüme mahkûm aşklar muhatabı yüceltmez. Aksine basitleştirir. Sıradanlaşır her feryadın ardında yaşanan komedi. Cinselliğe dönüştürür ve amacına ulaştıktan sonra da sabun köpüğü gibi patlayıp biter. Yaz sıcağında kızgın kayaların üzerine bırakılan bir margarinin kısa süre içinde eriyip buharlaşması gibidir.
Yıllar süren aşklarda bu bedeni arzular, yerini soyut kavramlara bırakarak hasrete, hasret kavramı da acıya, acılar da yüreklerde birikip elemleşir. Hasret olur. Sevda olur. Aşk olur. Hasret katmer katmer olur birikir yüreğinizde. Aşkınız, talebiniz bedeni bir kalıptan çıkarak ötelerden bir arzu haline gelir. Yıllar sonrasında üstü küllense de hafif bir kıpırtıdan sonra tekrar tekrar hayale gelerek gözlerinizi sulandırmaya kâfi hale gelir. Ölümsüz olur aşklar yüreklerde ancak girdiği yüreği öldürür. Başladığı yüreği bitirmesinden yıllar ve hatta yüz-yıllar sonrasında bile dillendiğinde girdiği yüreklerde ah ve elem bırakır. Tekrar tekrar dirilir o ölen yürek, her seferinde can bulur taze bir yürekte.
Ardından ve yıllarca geriden, yüreğimin gayyalarından kopup gelen bir sevda ile seni seviyorum desem, diyorsam işte, yaşıyorsun demektir hala bir yerlerde… 18/10/2008 saat 12:00, Haydarpaşa-Kadıköy’den Karaköy’e Giderken İstanbul Boğazında dalgalar karıştırıyor yüreğimi.. İçinden sen çıkıyorsun. Deniz kirlenmesin diye kusmuyorum.
Beyefendi neden yaziyorsunuz boyle sacma sapan seyler bence yazmayi birak kazma kurek kap dunyanin kirlnemis yollarini temzilemeye basla omrun bitmez ama hayirli birsey yapmis olursun.
Süleyman bey,
Dünyada her işin bir görevlisi olması lazım. Kimi gönül ehlidir, gönüllere hitap eder, onların acısını yüreğinde hisseder, sevinçlerine ortak olur. Kulvarları değişik insanların içinde sizin belirttiğiniz kazma-kürek işleri ile uğraşanlar da başka inanlar olsa gerek. Sizin neyle uğraştığınızı bilmiyorum ama, yürek ehlinden olmadığınızı görüyorum. Bana tavsiye ettiğiniz o kazma kürek işiyle de ehil kişilerin uğraşması daha hayırlı olur inancındaym. İyi okumalar
By: Suleyman hacioglu on Ekim 29, 2008
at 5:34 pm
ramazan amca cok güzel bana gönderdiğin için tesekkürler
By: doğancan on Ekim 31, 2008
at 4:20 pm
Canım arkadaşım cok guzel şiirler yorumluyorsunuz.
Sizinle iftar ediyorum. İyı ki varsın bu konularda uzmansın.
Sizleri tebrik ediyorum öpüldünüz.
Selamlar
By: İBRAHİM DOĞAN on Kasım 4, 2008
at 7:56 am
güzel yazılarınız şiirleriniz var hoşuma gidiyor amaaaaaa bizim insanımızdaki duyarlılık güzellik rahmetli oldu sizin gibi akıl dostlarıona,gönül dostlarına, cokk ihtiyacımız var
bıkmadan usan madan güzelliklere dogru koşacak gençlik istiyorum ? .. ACEP NERELERDELER ?
sizden ricam cizginizde devam ederken pes etmemeniz SAYGILARIMLA
By: yasemin on Kasım 25, 2008
at 8:37 am
off bee sıır budur bn kac sene sevdım oda ımkansız asktı tam 4 senemı ona verdım…meyerese ne kadar aptalmısımm
By: Minee on Aralık 6, 2008
at 5:30 pm
Demek ki aynı acıyı yaşiyoruz.. yaa ben de sevdım ama benimki de imkansızdı…
*************************************************
Yeliz Hanım, Acılar evrenseldir. Karşılıksız sevmek, imkansız birine aşık olmak gelip geçici acılardır.. Öyle acılar vardır ki toplum olarak yaşarsın ve acısını içinden atamazsın. Devası da bulunmaz… Allah bu acılardan korusun..
By: yelız on Aralık 6, 2008
at 5:31 pm
HOCAM SEN HER ZAMAN HARİKALAR YARATIRSIN DEVAMINI DİLERİM
By: BUNYAMİN ARAL on Ekim 28, 2009
at 9:30 pm